TÜRKİYE’DE ve DÜNYADA KADIN-ERKEK EŞİTSİZLİĞİ ve İSTATİSTİKLERİN DOĞRU OKUNMASI

8 Mart 2018 Okan YILMAZ

Türkiye’de ve dünyada iktisadi, siyasi ve sosyal alanlarda kadınların karşılaştığı zorluklar özellikle 1970’lerden itibaren gerek akademik alanda gerek siyasi alanda gündemde olan bir konu haline gelmiştir. Ülkeler özelinde farklılıklara rastlansa da dünya ölçeğinde kadınların politik süreçte erkekler kadar yer alamadığı; işgücüne katılamadığı; işgücüne katılsa dahi eşit ücretlerden faydalanamayıp erkekler kadar terfi alamadıkları göze çarpmaktadır. Bu gözlemler dahilinde Türkiye’de kadınların ekonomi içerisindeki konumu incelendiğinde Türkiye’deki kadınların işgücüne katılım oranının dünya ortalamalarının çok altında olduğu göze çarpmaktadır. Diğer yandan ortalama ücretlere bakıldığında erkeklerle eşit düzeyde ücret aldığı görülen kadınların, verilerin detaylandırılması ve iktisadi teoriler çerçevesinde incelenmesi sonucunda ücret eşitsizliğine maruz kaldıkları görülmektedir.


EKONOMİK ve SİYASİ ALANDA KADININ KONUMU

8 Mart Dünya Kadınlar Günü çerçevesinde dünya gündeminde tekrar kendisine yer bulan cinsiyet eşitsizliği konusu gerek siyasal alanda gerek akademik dünyada 1970’lerden itibaren önemli bir tartışma konusu haline gelmiştir. Kalkınma ekonomisi literatürün yanı sıra Birleşmiş Milletler, OECD gibi birçok uluslararası kuruluşa göre iktisadi ve sosyal kalkınmanın en önemli ve isabetli göstergelerinden biri kadınların sosyal, politik ve iktisadi alanlarda erkeklerle eşit temsiliyete, fırsatlara ve konuma sahip olmalarıdır. Temsiliyet konusu söz konusu olduğunda kadınların siyasi alanda, örneğin parlamentoda, kendilerine erkekler kadar yer bulabilme durumu örnek gösterilebilir. Türkiye’de 1934 yılında kadınlara seçme seçilme hakkı tanınmış ve kadınların katıldığı ilk seçim olan 1935 seçimleriyle mecliste kadın milletvekillerinin oranı %4,5 düzeyinde olmuştur. Halihazırda yasama faaliyetini yürüten mecliste bu oran %14,5 düzeyindedir. Dünya ortalamasının %24 olduğu düşünüldüğünde dünyada kadınlara seçme seçilme hakkının verildiği ilk ülkelerden biri olan Türkiye’nin 83 yılda dünyaya nazaran politik alanda temsiliyet konusunda başarısız bir performans gösterdiği söylenebilir. Politik alanda eşit fırsatlar ve konum konularına ise meclise giren kadın milletvekillerinin bakanlık görevlerinde ne kadar bulunabildikleri gösterge olabilmektedir. Türkiye’de kabinede yer alan kadın bakanların sayısı istisnai durumlar dışında çoğunlukla 1 ile sınırlı kalıp bu bakanlık ise neredeyse her zaman Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olmaktadır.

KADINLARIN DÜŞÜK ORANDA İŞGÜCÜNE KATILIMI-TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ

İktisadi hayata bakıldığında ise temsiliyet, kadınların işgücüne erkekler kadar katılabilmeleri, iş mülakatlarında ayrımcılığa maruz kalmadan işe alımlardan faydalanabilmeleridir. Kadınların işgücüne katılımını etkileyen en önemli faktörlerden biri toplumsal cinsiyet rolleridir. Sadece gelişmekte olan ülkelere özgü olmasa da ataerkil toplumsal cinsiyet rollerinin etkileri gelişmekte olan ülkelerde daha belirgin olarak hissedilir. Sosyoloji disiplini dahilindeki toplumsal inşa teorisine göre bir toplumsal kurum olan toplumsal cinsiyet rolleri ülkeden ülkeye farklılıklar gösterse de çoğunlukla kadınlara ve erkeklere yüklediği sorumluluklar ve beklenen davranış biçimleri bakımından benzerlik göstermektedirler. Bu sorumluluklar ve beklenen davranışlar çerçevesinde kadınların ev işleri ve çocukların bakımı ile ilgilenmesi, erkeklerin ise evin geçimini sağlanması öngörülür.

Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı 1960 yılında %60 düzeyinde iken bu oran 2006 yılında %26 seviyesine inmiştir. Küresel ekonomik krizle birlikte dünyada izlenen trende paralel olarak artış gösteren katılım oranı günümüzde %32 düzeyine çıkmıştır. Bu ortalama ile Türkiye OECD ülkeleri arasında son sırada bulunmakla beraber dünya ortalaması olan %50 düzeyinin çok altında bir performans sergilemektedir. Gündüz-Hoşgör ve Smiths ve Gedikli gibi birçok araştırmacı azalan kadın işgücü katılımında şehirleşmenin rolünü vurgular. Bu araştırmacılara göre kırsal kesimde tarım sektöründe çalışan kadınların şehre göç sonrasında sahip oldukları beşerî sermayenin şehirdeki iş piyasasına yeterli olmayışı ve toplumsa cinsiyet rolleri sebebi ile kadınların aileleri ve eşleri tarafından çalışmalarına engel olunması işgücü katılım oranının düşüşüne etki etmiştir. Bu argümanları destekler şekilde Türkiye'de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması sonuçlarına göre Türkiye’de işgücüne katılmayan kadınların %20 kadarı ailesi veya eşinin izin vermemesi yüzünden işgücüne katılmadığını beyan etmiştir.

Yazının devamı...